|
22 Mayıs 2012 Salı :
E-GAZETE
› ARDAHAN› BAKANLIKLAR
› BEYKOZ› E DEVLET A. SAYFA› IĞDIR› KARS› ULUSAL YAYINLAR› BİZ KİMİZ› KÖYLÜNÜN KLAVUZU› BİLİŞİM TEKNOLOJİSİ…› İSTANBUL ARDAHAN…› ARDAHANDA TARİH…› EKOLOJİK ÜRÜNLERİMİZ› ARDAHAN KÜLTÜREVİ…› ARDA-FED TÜZÜK› HOÇ-FED TÜZÜK› ARDAHAN'IN TARİHSEL…› ORGANİZASYON› Kongre Süreci ve…› GEREKÇEMİZ VE GENEL…› Gönüllü Temsicimiz…› Gölgeli Köyü Tüzüğü› Ardahan Kültürevi…İki Darbeciyi Hakim Önüne Çıkarmak...
Erhan Altun erhanaltun_izmir@hotmail.com
İKİ DARBECİYİ YA DA MÜBAREK’İ HÂKİM ÖNÜNE ÇIKARMAK BURJUVA DEMOKRASİSİNİN ÖNÜNÜ AÇMAZ
Yaşadığımız Türkiye’yi ve dünyayı emperyalist kapitalist sistemden bağımsız düşünmek gafletine kapılsam işçi ve diğer emekçileri sistemin içinde tutan, burjuva demokrasisi mücadelesiyle sınırlayan anlayışa tebessümle bakabileceğim. Ancak emperyalizm çağında yaşadığımızı unutma gafletine kapılmıyorum Bu biçimdeki burjuva demokrasisi talepleri için mücadele çağrıları; kapitalizmi hedefleyen mücadele programına bağlı olarak ele alınmamışsa, günümüz koşulları açısından kulaklarımı tıkamama ve kapitalizmi ortadan kaldırmayı hedef alan sınıf mücadelesinin temel özelliklerini unutmama yardımcı oluyor. Çünkü biliyorum ki burjuva demokrasisi burjuvazinin feodalizm karşısındaki mücadelesinin doğal bir ürünü, tarihi süreç açısından ilerici özellik gösteriyor olsa da sonuç olarak burjuva egemenliğinin tescilidir. Burjuvazi bir yandan “yeni anayasa”, Kürt açılımı”, “12 Eylülü yargılama” vb laflar ederek Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri sistemi hedeflerine koyan mücadeleden alıkoymak ve kapitalizm koşullarıyla sınırlandırmak istemektedir. “Yetmez ama evet” gibi tavır alanlar, Kürt sorununun çözümü dâhil işçilerin ve emekçilerin mücadelesini yasal kalıplara sokup, parlamenterist mücadeleyi sosyalizm mücadelesinin temel perspektifi diye sunan, işçileri emekçileri proletarya demokrasisi mücadelesinden bağımsızlaştırıp burjuva demokrasisi talepleri için mücadeleyle sınırlandıran reformist çizgilerde burjuvaziye omuz vermektedirler.
“12 Eylülü yargılıyoruz” diyerek işçi sınıfının 12 Eylülü sisteme yönelen bir mücadele algısı ve pratiğiyle yargılamak iradesini iki faşist paşayı hâkim önüne çıkarmakla sınırlayarak aldatmaya çalışan burjuvazi emperyalistlerin çıkarları gereği komşu ülkelerde de sözüm ona diktatörlere karşıymışlar gibi özgürlükçü kesilerek tavır alabiliyorlar.
Dün Libya’nın emperyalistler tarafından işgal edilmesine destek veren Türkiye’nin bugün Suriye’de benzer bir görevi ifa etmek gayretinde olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Emperyalistlerin Suriye hayalleri Türkiye’yi Suriye ile savaşın eşiğine getirmiştir. Suriye halkının kapitalizmin doğrudan sonucu olarak yaşadıkları açlık, işsizlik ve sömürünün karşısında sokağa dökülmesi, başkaldıran kitlelerin eylemleri emperyalistleri tedirgin etmiştir. Suriye halkının kapitalizmi karşısına alan başkaldırısını kendi hayallerini gerçekleştirmek için kullanacakları araçlar haline getirmeye çalışmaktadırlar.
Dün Mısır’da, Libya’da başkaldıran kitleleri, kendileri de “diktatörlere” karşıymış gibi “demokrasisi” havarisi kesilerek aldattılar. Mısır’da ve Libya’da emperyalistlere göbekten bağlı iktidarlar yaratarak talan düzenlerini korudular. Dün emperyalistlerin Libya’yı işgalinde, “demokrasi” havarisi kesilerek emperyalist işgale destek veren Türkiye bugün emperyalistlerin Suriye’de aynı işi yapmalarında ciddi görevler üstlenmiş durumdadır. Düne kadar Esad ve yönetimiyle kol kola yürüyen Başbakan ve iktidarının bugün Esad’a diktatör diye saldırmasının nedeni budur.
Türkiye sosyalistleri, aydınları Libya’nın emperyalistler tarafından işgaline ve emperyalist işgal karşısında olmak adına Kaddafi’nin yanında durmaya karşı çıktığı gibi, Suriye halkını “demokrasiyle buluşturmak” adına emperyalist emellere omuz vermemeliler. Emperyalist işgal karşısında tavır almak adına da Esad’ın yanında olmak gafletine düşmemelidirler. Unutmamalıdır ki, Ne emperyalistlerin ne Başbakan ve iktidarının “diktatörlüklere” karşı “demokrasi” havarisi kesilmeleri bu ülkeye “burjuva demokrasisinin” inşa edilmesini bile hedeflememektedir. Emperyalistlerin tek hedefi, Suriye’de başkaldıran emekçi yığınların kapitalizmi karşılarına alan mücadeleye yönelmelerinin önünü kesmektir.
“12 Eylülü yargılıyorum” diyerek iki faşist paşanın hâkim önüne çıkartılmasıyla sınırlanması ile Mısır’da demokrasi adına Mübarek’in hâkim önüne çıkarılıyor olması esas itibariyle farklı değildir. Yarın Suriye’de emperyalist müdahale ya da bir başka bir biçimde operasyon tamamlandığında Esad’ın hâkim önüne çıkarılması da farklı olmayacaktır. Her üçünde de maksat kitlelerin kapitalizmi hedefleyen mücadele iradelerinin kırılması “demokrasi” söylemiyle kapitalizm sınırları içinde tutulmasıdır. Ayrıca ne Mısır’da Mübarek’in, ne Türkiye’de iki faşist paşanın hâkim önüne çıkartılması “burjuva demokrasisinin bile önünü açmamıştır, açmayacaktır da. Proletarya demokrasisi mücadelesi ve onun sonuçlarından bir olarak kapitalizm mahkûm edilmediği sürece de böyle olacaktır. 20.02.2012
Erhan Altun
Yükleniyor...
|
|