E-GAZETE
KARİKATÜR

Ben Tarihçi Değilim, Jeolog'da Değilim

Arya haber üzerinde yeralan, 'Hoçvanda iz bırakan Kürt Ağa ve Beyler' başlıklı bilimsel tarşma gerektiren yazıda Bölge yazarlarından Dağıstan KARAKOÇ'un bilimsel verilerden yoksun iddialarına verilen yanıttır.

25 Ocak 2012 Çarşamba 14:32
Ben Jeolg değilim. Sayın KARAKOÇ’un yaptığı yorumun sonunda muzipçe ima ettiği üzere Tarihçi de değilim.
 
Ben, yazdığım yazıları araştırıp bilimsel tezler ışığında hazırlayarak bilgi toplumunun yeşermesi umuduyla çaba sarfeden araştırmacı-gazeteci bir yazarım. Bu yönümle elden geldiğince üstünlük fasıflarımı dışavurmaktan azami ölçüde kaçınır, mütevazılıkten uzaklaşmamaya ve kişi ve kurumları elden geldiğince rencide etmemeye özen gösteririm. Ancak nevar Kİ, Sayın Tarihçi-Jeolog Dağıstan KARAKOÇ, hayal ettikleri bilimadamı psikozu içinde olmalılar Kİ, karşısındakini tanımadan muzipçe bir yaklaşımla bizi tarihçi sınıfına koymuşlar… Eğer tarihçi olsaydık bundan gurur duyardık ve Sayın KARAKOÇ gibilerininde muzip yaklaşımlarına belki hedef olmazdık!
 
Bizi bilenler bilir, bilmeyenlere ders olması için bu durumun çirkinliğine tepki amacıyla Sayın KARAKOÇ örneğinde görüldüğü üzere sözde yazarları yeri geldiğinde yerin dibine batırmaktan zerre kadar kaçınmayan bir ruh halini ortaya sergilediğimiz için halkımızdan öncelikle özür dileriz.
 
Sayın KARAKOÇ, yazdıklarını gözardı edercesine kendisinin Jeolog ve tarihçi olmadığını söylemek suretiyle daha da ileri giderek tarih bölümü ikinci sınıfta okuduğu dönemde ele aldığı tarih çalışmasını ve yazarı olan, ‘Yener KOÇ’un örnek alınması gereği’ne işaret etmek suretiyle bize yol ve erkân göstermektedir!  
 
Vay malamın e, tu dunya ye serke, Hal e Dağısatan KARAKOÇ mezeke… Xal e KARAKOÇ iddialarındandan ödün vermeyen bir eda ile hem tarihçi ve Jeolog olmadığını idddia etmekte, hemde bu iddiasını ısrar sürdürmekte Kİ, doğrusu Xoçvanda böylesine kanaat önderlerimiz var olduğu sürece sırtımız yere gelirmi gelmezmi işin bu boyutu muallâk tır doğrusu!
 
Ateşli bir Tarihçi ve ateşli bir Jeolog olmaktan çekinmeyen Sayın KARAKOÇ, aynı zamanda ‘bu işi tartışmadan kaçındığını’ gizlemeyerek uzmanlarına havale etmektende geri kalmamaktadır. Xal e KARAKOÇ’un maşallahı var telinede vuruyor mıhınada!
 
Geçen yorumumda KARAKOÇ’un iddalarına cevap niteliğinde bilimsel araştırmalar sonucu yöremizde pirinç’ in yetişip yetişmediğine açıklık getirmiştim ancak, belliki Xal e KARAKOÇ ikna olmamış işi dahada ileri götürmek suretiyle konuyu Yörenin volkanik yapısına getirerek Fosfor’ zenginliğini dile getirmiş.
 
Bu konuya cevap anlamında bir araştırma yaptık ve bilimsel veriler Sayın KARAKOÇ’un bu tezinide çürütttüğüne tanık olduk Kİ, bu bilimsel veriler bize Fosfor’u yaşam kaynağının vazgeçilmezi olduğunu göstermekle birlikte dünyanın doğal zenginliklerine dağılımda yöresel çeşitlilik arzettiğinin farkına vardık. Şöyleki;
 
Fosfor İnsan vücudunda ençok bulunan 2 mineralden biridir. Buna bağlı olarak canlılarda inanılmaz işlevler üstlenmektedir. Fosfor, Yağ-Şeker ve Ptoteinlerde bulumaktadır. Doğada ise katı halde buluan fosfor, canlılar alemine aktarımı bakteri ve bitkiler aracılığıyla tekrar geri kazanılmaktadır. Böylece gerçekleşen fosfor döngüsüyle yeryüzünde canlı yaşam süregitmektedir. Fosfor’u canlıların vücutları üzerindeki işlevlerini sayacak olursak, vücut ağırlığını %1’ini oluşturmakta ve buna bağlı olarak hücrelerdeki hayati faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde çok büyük bir öneme sahiptir. Fosfor, Hücrelerimizdeki DNA ve RNA yapı taşlarını oluşturur ve hücrelerdeki tüm enerji döngüsü fosfora bağlıdır. Zarların ve Bilgiyi oluşturan kodların üretiminde rol alır. Fotosentezde, solunumda, birçok enzimin işleyişinde görev almaktadır. Tüm bunlara karşın depo edilen fosforun Kemikteki oranı %85’e ulaşmaktadır. Bilim çevrelerince izah edildiği üzere bakterinde ihtiyaç duyduklarında fosfor depoladıkları kabul görmüştür. Fosforun faydalarını saymakla bitmez. Kemik ve dişlerin oluşumunda çok büyük bir öneme sahip olup yukarıda izah edildiği üzere kemik ve dişlerin gelişiminde bu oran %85’dir… Yeryüzünde fosfor olmasaydı tüm canlılar belkide beyinsiz-iskeletsiz, asalak gibi bir yaşam tarzı süren birer et yığınından farkımız olmayabilirdi! Dokuların tamirinde, Fosfor, Protein sentezinde, Karbonhidrat ve yağların vucudumuzda kullaılmasında etki etmek suretiyle yardımcıdır. Fosfor B vitamini ile birlikte oluşmaktadır. Bu sayede böbreklerin işleyişine, Kalp atım ritmine ve sinir iletilerine etki etmek suretiyle yardımcı olur. (Hücrenin enerji değişim aracı) ATP’nin yapıtaşı olması sebebiyle enerji depolamasına ve kullanılmasına yardımcı olur. Fosfor ihtiyacı İnsan vucudu için kişinin yaş oranına göre değişkenlik arz eder. Fosfor, süt ürünleri yanısıra deni ürünlerinde oldukça fazladır. İnsan için, ilk bir yaşına kadar 100-275 mg olan fosfor, 1-3 yaş için 460 mg, 4-8 yaş için 500 mg, 9-18 yaş için 1250 mg, 18 yaş üstü erişkinlerde ortalama 700 mg fosfor ihtiyacı vardır. Bu sözkonusu miktarlar karşılanamadığında bir çok rahatsızlık ortaya çıkmış olur. Sonuç olarak vücudumuzda birçok kritik parçalar vardır. Bu hayati öneme sahip parçaların bir tanesinde bile meydana gelebilecek bir aksama canlıların ölümüne sebep olabilmektedir. Kısaca Fosfor yokluğunda canlılık ölümle noktalanır. 
 
Sonuç olarak Fosfor dünyadaki canlı yaşamın devamı için vazgeçilmez bir element olup, doğada katı halde bulunur ancak, bu element’in doğadaki dağılımı jeolojik ve iklimsel çeşitliliğe göre bir oran ortaya koymakla birlikte canlılar âlemine aktarımı bakteri ve bitkiler aracılığıyla tekrar geri kazanılmaktadır. Sürekli bir devinim sözkonusu olsada bu haliyle Fosfor, diğer bir deyişle doğaya bakış açımıza oranla bir devinim içerir. Nitekim insanoğlunun doğal yaşam alanlarını hor kullanması sonucu son birkaç senedir canlı yaşam, doğadaki Fosfor’un azalmasına paralel son bulmakla karşı karşıyadır. Bunu farkeden bilimsel çevreler Doğadaki canlı yaşamın geri kazanımı için son yıllarda müthiş bir efor sarfetmektedir.  

İlyas Yıldız  
 
 
Yükleniyor...

Hüsamettin AVŞAR

ALEXA